Bir sabah uyanıp parçalanmış hissetmek kendini...
Seni sen yapanların mutsuzluğuna şahit olmak...
Başka hayatlar için aslında elinden hiçbir şeyin gelmiyor olması...
Haykırmak istediğinde sesini bile çıkaramaman...
Adaletsizliğe ve bencilliğe yenik düşmüş olmanın hissettirdiği çaresizlik...
Üstüne hiç sana ait olmayan, oynamaman gereken rolleri üstlenmen...
Dertsiz, tasasız görünen hayatlardaki mutsuzluklara şahit olmak...
Zaten öleceğiz, içinden geleni yap derken, hayatın döngüsüne sıkışıp kalmak...
Ve vicdan...
Niye gerçekten vicdanın sızladığında, kalbinin yakınlarındaki bir nokta da ince ince sızlıyor...
Tuesday, November 27, 2012
Monday, March 1, 2010
Uyanma ritüelleri
Her sabah aşağı yukarı aynı saatte alarmın çalması...
Yarı uyanık yatakta dönüp durmak...
ve o günün hafta sonu olmasını dilemek...
10 dakika aralıkla alarmın tekrar çalması...
Yorganına ve yastığına olan büyük aşkını dile getirmek...
Onlara akşam mutlaka geri döneceğine dair söz vermek...
ve yataktan kalkmadan son kez kedi gibi gerinmek...
Life in Mono şarkısını ne kadar çok sevsem de hayatımın monoton olmasına sanırım hiç mi hiç tahammülüm yok.
İki göğsümün arası ne kadar dar olabilir ki? Nefes almakta bu kadar zorlanmak hiç hoş değil.
Kriz döneminde işin olduğu için şükretmek...
Bir yandan da kendine zaman ayıramamanın getirdiği hüzün...
Sevdiğim işi yapıp para kazanıyorum deyip kendimle övünmek...
Bir diğer yandan da tembelliği deli gibi özlemek...
Sanırım bu yüzden tatil olan her günü pembe polar battaniyemin altında sağ tarafımda kedim sol elimde de kumandayla değerlendiriyorum...
Ama rahatsız bir karakter olduğum için boş oturunca da sıkılıyorum...
Her şeyden sıkılan birisi doğal olarak kendisinden de sıkılıyor...
Monotonluğu kırmak, hayatına renk katmak, kendine uğraşlar bulmak...
Sanırım ben bunu çözünceye kadar hayatımın sonuna gelmiş olacağım.
Yarı uyanık yatakta dönüp durmak...
ve o günün hafta sonu olmasını dilemek...
10 dakika aralıkla alarmın tekrar çalması...
Yorganına ve yastığına olan büyük aşkını dile getirmek...
Onlara akşam mutlaka geri döneceğine dair söz vermek...
ve yataktan kalkmadan son kez kedi gibi gerinmek...
Life in Mono şarkısını ne kadar çok sevsem de hayatımın monoton olmasına sanırım hiç mi hiç tahammülüm yok.
İki göğsümün arası ne kadar dar olabilir ki? Nefes almakta bu kadar zorlanmak hiç hoş değil.
Kriz döneminde işin olduğu için şükretmek...
Bir yandan da kendine zaman ayıramamanın getirdiği hüzün...
Sevdiğim işi yapıp para kazanıyorum deyip kendimle övünmek...
Bir diğer yandan da tembelliği deli gibi özlemek...
Sanırım bu yüzden tatil olan her günü pembe polar battaniyemin altında sağ tarafımda kedim sol elimde de kumandayla değerlendiriyorum...
Ama rahatsız bir karakter olduğum için boş oturunca da sıkılıyorum...
Her şeyden sıkılan birisi doğal olarak kendisinden de sıkılıyor...
Monotonluğu kırmak, hayatına renk katmak, kendine uğraşlar bulmak...
Sanırım ben bunu çözünceye kadar hayatımın sonuna gelmiş olacağım.
Tuesday, December 22, 2009
Bu noktaya gelmişken gerekli mi?
Biraz önce hiç duraksamadan içimdeki saatli bombanın pimini çektim.
Ve birkaç dakika sonra infilak edecek.
Umurumda mı diye sorarsanız, hiç değil.
Tanıdığım meleklerin şeytanın yardımcıları haline dönüştüğü bu hayatta sorgulamamak gerek.
Ruhum vücudumun içine sıkışmış gibi.
Bulduğu her delikten her an kaçma girişimde bulunabilir.
En iyisi hapsolduğu bu bedeni patlatıp onu özgür bırakmak.
Ve birkaç dakika sonra infilak edecek.
Umurumda mı diye sorarsanız, hiç değil.
Tanıdığım meleklerin şeytanın yardımcıları haline dönüştüğü bu hayatta sorgulamamak gerek.
Ruhum vücudumun içine sıkışmış gibi.
Bulduğu her delikten her an kaçma girişimde bulunabilir.
En iyisi hapsolduğu bu bedeni patlatıp onu özgür bırakmak.
Subscribe to:
Posts (Atom)